Kucaklaşma

Telefonumu sessize aldığım gibi hayatımı da sessize almak isterdim. Bütün bu keşmekeşten uzaklaşmak… Çevremizde bu kadar uyarıcı varken kendimizle nasıl baş başa kalabiliriz,sosyalleşebiliriz; çoğunlukla bunu soruyorum kendime. Herkes birbirine bir şeyler kanıtlamaya çalışıyormuş gibi hissediyorum bazen. Sosyal medya bunun için var, türün içindeki rekabet diyorum buna. Doğal seleksiyon gibi düşünün, güçlü olanlar zayıf olanları yiyor; bu yeme meselesi de ruhsal olanından. Son kalan duygu parçalarını da o fotoğrafları filtreleyerek, düzelterek satmış oluyorlar. Kendimizi hangi kılıfa uydurmaya çalışıyoruz? Hayatımızı hangi standartlara göre yaşamaya çalışıyoruz? Hepsi tek bir amaca hizmet ediyor: beğenilmek. O soğuk ekranlardan, sizin hayatınıza dair en ufak fikri olmayan insanların iki parmak hareketine bel bağlıyorsunuz. Asıl önemli olan ‘benim ne istediğim,benim ne düşündüğüm,benim kendimi nasıl sevdiğim’ bu soruları kendiyle oturup gerçekten muhakeme edebilen kaç kişi kaldı gerçekten? Hangi ara başkalarının amaçlarına,standartlarına hizmet eden ve onlara ulaşamayınca kendini değersiz hisseden insanlara dönüştük? Bu çağda ben kendimi gerçekten işe yaramaz hissediyorum. Bize ne giyeceğimiz, nasıl görüneceğimiz, ne düşüneceğimiz,ne yiyeceğimiz bir şekilde empoze ediliyor; istesek de istemesek de koyun yığınları haline geliyoruz. Kendiyle konuşamayan o koyunlardan korkarım ben. Hakiki değildir, bilmez tanımaz kendini; kendine başkalaşmıştır artık. Gözü kördür, görmez gerçekleri; kaldırmaz kafasını çünkü bu yorucudur, düşünmek yorucudur. Tek tıkla üzerinde 2 saat uğraştığı fotoğrafı atar, beğenileri bekler. Göze hoş gelmeyen hiçbir şey yoktur o profillerde. Hayat bu mudur sizce? Kusursuz, mükemmel… Masallarda yaşamıyoruz, hayat çirkin ve acımasız. Toz pembe gözlüklerin çıkarılma vakti geldi. Kendinizle kucaklaşma vakti geldi.

Bir cevap yazın