Dil

İnsanlara çizdiğimiz profil ile gerçek benliğimiz arasındaki o tuhaf ama gerekli farkı hissedince hayatın aslında bundan ibaret olduğunu anlıyorsunuz. Söylemek isteyip söyleyememek, saklamak, kabul edilebilir olmak… Hepsinin nasıl hissettirdiğini biliyorsunuz, dile gelemiyor o düşünceler. Ben burada, yatağımda uzanırken, birer birer sözcüklere döküyorum hislerimi. Tek başımayım şimdi, bedenimin yer kapladığı ama kendime ait olmayan bir odadayım. Yazdığım her şey yaşanmışlık, birkaç yıllık tecrübe; hepsi beynimde kazılı, sadece benim anlayacağım dilde. Belki de tercümanlık zor olduğundan anlatamıyorumdur kendimi, kendi dilimi çözememişimdir daha. Buranın hükümdarı sizsiniz, okuyanlar, bir tık ile uzaklaşabiliyorsunuz bu karmaşadan; bense burada yaşamak zorundayım ve ‘tık’ yok. Okumak istemezseniz de uğramazsınız bir daha, tekil yaşam korkutmuyor beni. Korkunç olan tek şey düşüncelerimden uzak kalamamam. Ne tuhaf, hem kendimi bu denli tanımak isterken diğer taraftan da susturmak istiyorum onu; katlanamıyorum. Özeniyorum size, kapıdan çıkıp gitme özgürlüğünüz var. Siz oradasınız, ben buradayım. Dilinizi çok iyi konuşabilen, ayak uydurabilen biriyim ben sadece. Bir ülke düşünün, hak sizsiniz, hukuk sizsiniz, ceza sizsiniz, iyilik de kötülük de sizsiniz. Kendinizden başka suçlayacak kiminiz olur ki?

Bir cevap yazın