Durak

Tavsiye kulağa anlık olarak o kadar tatlı geliyor ki… aslında hiçbir zaman uygulamıyoruz dinlediğimiz şeyleri. Dinlerken bile başka bir dünyadayız, tavsiye verirken de bambaşka bir dünyadayız. Aslında hiçbir şey hakkında fikrimiz yok, aklımıza gelen ilk cümleleri savuruyoruz karşımızdakinin suratına. En dikkatli olmamız gereken yerde bile bambaşka bir yerdeyiz, o yer dışında her yerdeyiz. Kendini başkasının yerine koyup düşünemeyenlerin yaşadığı dünyada ne kadar empatik biri olabiliriz ki? Çoğu zaman ağzımı açmasaydım diye hayıflanıyorum kendi kendime, tavsiye verecek konumda değilim; konuşurken bile beni görmeyen bir insanla nasıl ruhumdan bir parça paylaşabilirim ki? Ayrıca işe yaramıyorlar, sadece günlük konuşma kotamı dolduruyorum. Tavsiye veremeyeceğim hayatlara bakıyorum bende böylece. Metroda, metrobüste, otobüste onlarca hayat görüyorum; yaşadıkları şeyleri, tecrübelerini suratlarından okumaya çalışıyorum. Tutunacak dalları olanlar da var bu güzel, umut verici. Uçurumun kenarındakileri kimse fark etmiyor, görmek duymak istemediğimiz hayatları yaşadıkları için kafamızı çeviriyoruz, kulaklarımızı kapatıyoruz onlara. Duymazsak bitecek sanıyoruz çünkü. Kafanızı çevirip gittiğini sandığınız hayatlar siz inseniz bile o duraklara hapsedilmiş ruhlar. Onlar için son durak yok, tıpkı Sisyphos gibi baştan sona yaşıyorlar acılarını, sizin gibi hat değiştiremiyorlar. Biz şanslı insanlarız, bir durak var bizi çağıran.

Bir cevap yazın