Herman Hesse-Demian

Evet yine bana sorulmadan bir kitap hakkında daha yazacağım, bakalım sonuna kadar okumaya dayanabilecek misiniz? Baş karakterimiz Emil Sinclair, kendisi bir Latince okulu öğrencisi, 10 yaşında, muhafazakar bir aileye mensup. Bu yaşına kadar olması gereken bir çocuk olup kalıplara uymuş derken -bence- kendisi de farkında olarak kendini karanlık diye nitelendirdiği dünyanın içine sıkışır ve Franz Kromer’ın izinden gitmeye başlar. Franz bir ilkokul öğrencisi, kabadayı, zararlı bir çocuk. Emil gibi o yaşlardaki çocuklar kendilerinden büyük insanlara müthiş bir gizemle bakıp onların gözlerine girmek için her şeyi yapacaklarından Emil de böyle yapmaya karar vermiş. Zararsız bir yalan atarak Franz’ın gözüne girmeye çalışır ama bu yalan onun bütün saflığını elinden alacağını o gün orada anlar. Eskiden o müthiş sıcaklığı veren ev artık onun kabusu olur çünkü artık ‘çocuk’ değildir o, annesinin, kız kardeşlerinin, babasının yüzüne bakamaz olur. Sığınacak yeri yoktur artık, kötülük ele geçirmiştir onu. 

Sonra Demian çıkagelir bir anda, ‘yaşlı bir çocuk’  olarak nitelendiriyorum ben onu. Emil’in sığınacak evi olur aslında o, işin özüne bakarsanız Emil saflığını kaybettiğinde evini de kaybetmiş. Demian onun yeni limanı oluyor bir bakıma, Emil’in inkar etmek istediklerini, arkaya ittiği her düşüncenin sesi oluyor Demian. Fakat sadece bu, hiçbir zaman dikte etmiyor ona. Aslında hayatına Demian girip çıktıktan sonra hep bir rehber arıyor kendine aslında bu benliğine ulaşma yolculuğunda. O kadar engebeli bir yol ki bu, gerçeklik hissiyatı katıyor kitaba; iniş çıkışları hissediyorsunuz, aslında Emil’in içinizden biri, hatta kendiniz olduğunu düşünmeye itiyor bu sizi. Kitabı kendime çok yakın bulma sebebim buydu, tüm anlatmak istediklerimi ve anlattıklarımı burada okudum ben. Bu kendime çıkacak olan yolculukta birçok durağı geride bıraktım, durakların bitmeyeceğini bile bile. Herman Hesse de şöyle anlatıyor aslında: ‘Uyanık insanları bekleyen tek ama tek bir görev vardı: kendini aramak, kendi içinde bir sağlamlığa kavuşmak, el yordamıyla kendine özgü yolda ilerlemek, yolun nereye çıkacağına aldırmamak.’  Herkes için gerçekte tek bir uğraş olduğuna inanıyor, onun da kendimizi bulmak olduğu! 

Korku duygusunun, kendi kendisiyle uzlaşamayan insanlarda yeşereceğini savunuyor.. Kendi içindeki bilinmezden korkan koskoca bir topluluğun içindeyim ben de senin gibi.. Koskoca Nobel ödüllü yazarla kendi yazdıklarımı karşılaştırmayacağım tabi ki ama ben kendimi ona çok yakın hissediyorum. Uyanık insandan fazlaca bahsediyor, kendine uyanık, leylalıktan çıkmış, yolunun farkında olan insan oluyor bu. Uyuduğu zaman da kendi düşünü gören bir insan olmayı istiyorum ben de, yani aslında hiç uyumamış olarak uyanık gezmek istiyorum bir nevi.

Fakat unutmayın, Demian da Emil de Franz da sizsiniz, bunu söylemekten hiç sıkılmayacağım. Yol göstericiniz, rehberiniz, kötülüğünüz, iyiliğiniz hepsi sizin içinde. Önemli olan, hepsinin bir ağızdan konuşmaması. Kendi içinde ahengi tutturmak, asıl olan kendi ritminizi bulmak.

Bir cevap yazın