Oda

Homo sapiens olarak bir şeyleri yanlış anlamışız gibi hissediyorum. Bizden önceki nesiller ne yaparak ölmemişse onu sorgulamadan direkt aktarmışız; hiç değiştirmeden, sorgulamadan. Yüzyılllardır değişmemiş alışkanlıklarımız, anlam veremediğimiz ama kafamızda doğdumuzdan beri var olan küçük inançlarımız… En ince hareketlerimiz bile doğal seleksiyona uğramayıp ölmemek için, düşündüğünüzde tüm hayatınız bunun üzerine kurulu. Nasıl başka birinin hayatının üzerine basıp geçerim, nasıl hayatta kalırım… Kafamızda kendimizden utanacağımız o kadar fazla soru ve cevap dönüyor ki bu gürültüden alamıyoruz kendimizi bazen. Uzaklara dalıp gidenler tam da bunları düşünüyor ne eksik ne fazla. Yanlış yapıyoruz belli ki bu insanlık işini, kariyerler yapacağız şirketler kuracağız derken kendi ruhumuz betona dönüyor; kovuluyoruz o işlerden. Hırsımız, ihtirasımız yüzünden amacından saptırıyoruz tüm değerleri. Yanlış kullanıyoruz araçları, kelimeleri, duyguları. Bu yüzden yaptığımız hiçbir şeyin anlamı yok gibi geliyor, zevk vermiyor bize. Yaptığımız her şey başkalarının amaçlarına hizmet ediyor, herkes kanıtlama peşinde. Yaparken mutlu olduğumuz şeyleri bile sevmiyoruz aslında, siz bu değilsiniz. Bir insan ancak düşünceleriyle baş başa kaldığı zaman kendiliğini bulabilir ve yine benliğinizden başka kimse size yönerge kitabı vermeyecek, rehber sadece sizsiniz. Bir odaya kapanın, tüm etkilerden uzak bir oda olsun bu. Oturun ve konuşun, ‘karşınıza alın kendinizi’. Dürüst olun ona, odada kimse yok nasıl olsa.

Bir cevap yazın