Çocukluk

Bana öyle geliyor ki hepimizin aslında gerçekten dönmek istediğimiz yer çocukluğumuz, ya da en özendiğimiz bölüm o saf çocukluğumuz. Kendi zamanımızın insanı olmayışımızdandır belki de dönüş sevdamız. Her şeyi 7 yaşından itibaren hatırlıyoruz ondan öncesi koskoca bir boşluk, hatırlamadığımız hayatımıza karşı bu denli özlem neden? O 7 senenin de farkında olsak bu sefer özlemeyi bırakıp tamamen bir çocuk gibi davranmaya başlayacağımızdan mı acaba? Bir çocuğun öğrenme merakını düşünün, etrafındaki her şeyi sorgulamasını, tüm algılarının karşısında duran dünyaya inat açık olması… Böylesine taze hissetmeyi özlediğimden arkama bakıp duruyorumdur belki de. İlişki kurmak daha basitti mesela, hemen hemen herkesle konuşup anlaşmak sadece çocuklara özgü bir maharet artık. Konuşmaya, dili sökmeye ne kadar da istekliler; bütün problemlerin konuşma ile giderilebileceğine inançları da tam, bizim aksimize. Konuşmayı öğrendik öğrenmesine ama hala neden konuştuğumuzu, nereye konuştuğumuzu, bunun neyi çözdüğünü bilmiyoruz. Her şeyin içini boşalttığımız gibi dili de yozlaştırdık. Yahut aynı dili konuşuyormuş yanılgısına kapılıyoruz ondan çözülmüyor hiçbir şey. Birbirimizi hiçbir zaman anlayamayacağımızı kabul etsek daha mı iyi olur diye düşünmeden edemiyorum. Karşındaki anlamayacaksa dilini yutmak her zaman en iyi seçenektir bana göre. Benim dilimden kimseyi bulamadığım için mi böyle diyorum bilmiyorum. Çocukluğun güzel tarafı bu galiba, karşındakinin seni anlayıp anlamaması önemli olmuyor; ne istedikleri hakkında net olunca. Konuşmayı öğrendikten sonra, ilk yalanımı ne zaman attım acaba; tüm saflığımı yerle bir ettiğim o günü hatırlamak isterdim. Eminim o zamanlar masum görünüyordur o küçücük yalan, her şeyin başlangıcı sayılabilir aslında o gün. Çevreme söylediklerim bir yana, ne zaman kendime yalanlar söylemeye başladım? Kendime attığım yalanların, yalan olduğunu bildiğim zamanlar daha da sancılıydı; bu beni iyi bir yalancı yapmıyor. Aslında bu aralar yaklaşıyorum çocukluğuma, hesaba katmıyorum çevremdekileri, hem kendi maskelerimden hem de onlarınkinden kurtuldum sonunda, yalanlar atmak zorunda değilim. Eskiden, her pazar annemin beni yıkadıktan sonra hissettiğim güveni, huzuru hissetmiyorum belki de ama mutlu sayılabilirim. Düşünüyorum da dünya hep böyleydi de sadece çocukluk muydu bizi yanıltan? At gözlüğü plasentayla beraber geliyordu belki de, ya da gözlerimiz siyahı görmeyi tercih etmiyordu. Şimdileri tek istediğim, emek harcadığım şey kendimi gerçekten bulabilmek ama ben “kendimi”  sanıyorum ki çocukluğumda bıraktım.

Bir cevap yazın