Kaybetmek

Yanında kalacak zannettiğin her şey elinden kayıp gidecek. Kaybetmekten korktuğun her şeyin yok olmasına gözlerinle şahit olacaksın ve her saniyesi aklında kalacakmış gibi hissedeceksin fakat merak etme silikleşecek günden güne. Unutamam, iz bırakacak dediğin her şeyin kanadığı yer bile belli olmayacak zamanla. Bir gün kalktığında aklına gelmeyecek, artık aşina olmadığın o duygunun eksikliğini hissedeceksin ama adını koyamayacaksın ne kadar çabalasan da. Tam da o zaman arayışına başlayacaksın, sen fark etmesen de o acıyı arayacaksın. Eksikliğini hissettiğin o duyguyu başka şeylerde aramaya başlayacaksın bilinçsizce. Bu sahneyi izlediğin hiç aklına gelmeden sana yeni bir perde gibi gelen ama defalarca yaşadığın hadiseye sil baştan başlayacaksın. Acının eksikliğini çektiğimiz doğru o zaman, belki de hazdan uzaklaşıp acıya yakınlaşmaktır hayat gailemiz. Unutmaya çalıştığın yer tekrar kanamaya başlayacak fakat yara bantları ne güne duruyor değil mi? Aklının ucundan geçmeyecek bu yaşadığın şeyin dejavu olabileceği, her seferinin özel olduğuna inanman bence senin suçun. Başından geçenlerin eşsiz olduğuna, daha önce hiç böyle hissetmediğine inandırmışsın kendine bir kere. Yanılacaksın. Yine. Gerçekten de eşsiz bir sabaha uyanacaksın sonra, hayatındaki hiçbir şeyin “senin” olmadığını, böylelikle aslında hiçbir şeyi gerçekten kaybedemeyeceğini anlayacaksın. Anlamak bir kenara, alışmak bir kenara. Özlemenin de bir manası kalmıyor o zaman, hiçbir şey bize ait değil; nereden aldıysak oraya geri veriyoruz önünde sonunda, bunun farkında olan biri için eksikliğini hissedecek bir şey kalır mı geriye? Acıyı başa sarıp yaşıyoruz her seferinde, özlemekten vazgeçemiyoruz onu, evet dikenli yollardayız yine. Farkında mıyız değil miyiz daha çözemedim ben de, yaşadığımızı mı hissettiriyor bütün bunlar? Başa sardığımıza göre yol almıyoruz, takılıp kalıyoruz. Arkaya bakmayacağım, geçmişte kaldı deseniz bile geleceğinizde eksikliğini hissettiğiniz dejavunuzu arayıp duruyorsunuz. Arkanız veya önünüz, geçmişiniz veya geleceğiniz kalmıyor demek ki. Gerçekten bir şeyleri aramak istiyorsanız, sizi yanıltmayacak, kaybetmeyeceğiniz, hatalarını kabul edebileceğiniz birini arayın. Bunun ne olduğunu biliyorsunuz, arkanıza veya önünüze bakmanızı gerektirmeyecek bir şey. Sadece bir aynaya ihtiyacınız var. Çokça bahsediyorum bundan, fakat bencilliğimden değil bu; yeni yeni keşfediyorum ben de, paylaşmak istiyorum sadece.

Kaybetmelere alışmamız gerektiğini söyledim, satın aldığınız şeyler anca size kalır; gerçi ölüm alır onları elinizden. Alışmaktan başka bir çare kalmadı anlayacağınız. Bana da kimse gitmeyecek gözüyle bakmasın bundan sonra, ormanların ele avuca sığmayan kadını olacağım belli ki. Bana hiçbir zaman sahip olamadın ki, ben hiçbir zaman senin olmadım; kaybetmiş sayılmazsın yani yine. Tüm bu sahiplik evreninden bir adım uzaklaşınca anlıyorsunuz yanlış yaptığımızı, kaybetmenin hiçbir anlamı yok; sahip olduğumuzu sandığımız her şey bir yanılsamadan ibaret. Kendi bedenimize bile sahip değiliz bazen, dilimizi tutamıyoruz, gözümüz kayıp gidiyor, olmamız gereken oda harici her yerde dolaşıyor ruhumuz; onun da sizi terk etmesi olası bir şey, unutmayın. Fakat kaleminize bel bağlayın işte, kaybolmuş gibi yapar o sadece; düşünmenizi bekliyordur sizden yalnızca. Düşüncenizle var olacaktır o, yazacak şeyiniz var oldukça o da beliriverecektir yanınızda. Kağıdın ve kalemin sana kulak vermekten gocunmaz hiç, ayıracak zamanları vardır hep. Yalan söylediğinde anlarlar, kanınla yaz tam da bu yüzden; lafı dolandırmazsın, dürüstlüğüne varırsın böylece. Bırakın artık başkalarının hissettirdiklerini vazgeçilmez yapmaya yahut kaybetmekten korkmaya, soluklandığınız duraklar olarak bakın onlara; yaşanması gereken bir parça, öğrenmeniz gereken dersti bunlar. Önemli olan sizin mürekkeplerle her bir taşını oyduğunuz o yol.

Bir cevap yazın