Diken

Kendimi bir anda kaktüsümü izlerken yakaladım, odada değildim belli ki; yeni gelmiştim daha. Kaktüs olmuştum belki de bir süreliğine. Odamdaki en mağrur, en başına buyruk bitkim olabilir şu önümde duran. Saksıları opak yapmak çok iyi bir fikir değilmiş kanımca, fakat o zaman bir derimizin olmasına isyan ediyormuşum gibi olmayacak mı sizce de? Biz de onlar gibi en kuytu köşelerimizi saklamıyor muyuz içimizde? Çekiçle ancak kırılabilecek kabuklarımız var bizim de, göstermekten çekindiğimiz ucunun nereye dokunduğu belli olmayan köklerimiz var. Bir çiçeği, otu, bitkiyi sevmemiz de bu yüzden; esasen ona dair hiçbir fikrimiz yok. Karşımdaki en ufak örnekten bile kimseyi görünenden yargılamamız gerektiğini anlamam lazım, ama yok.. Daha kaç deneme gerekecek bilmiyorum, çözemiyorum. İşin tuhafı, ben de şaşırtıyorum insanları; ben de görünenden fazlasıyım, bir kere öfkeliyim sonra biraz da hırçınım. Saklamam gerekiyormuş ama öyle dediler, yoksa anlaşamazmışım kimseyle. Sadece bir gülme makinesi olmanız gerekiyor, acılarınızı, ihtiraslarınızı, kederinizi en derininize gömmek durumunda kalacaksınız her seferinde. Anlattıklarıma göre galiba ben bitkisel hayattayım. Fakat kimse bağırıp çağırmaz negatif özelliklerini, en dibe gömerler ve avazları çıktığı kadar susarlar. Artık şaşırmamam gerekiyor bunları öğrendiğime göre, hepimiz öfkeliyiz, kıskancız, hışımla doluyuz. Fakat kimsenin alnında yazmıyor bunlar, yer ve zamanın iyice ayarlanmış olması gerekiyor. Genellikle kısık ateşte pişeriz.

Kelimelerle oynayanlardan korkmam gerektiğini biliyorum artık, içinde yaşadığımız sözlerin tutsağı ediyorlar bizi onlar. Ben daha tehlikeli sayılmam ama siz yine de yılanın başını küçükken ezin. Ben onları kendime karşı kullanmasını yeni öğrendim, zaman zaman bir silaha da dönüşebiliyorlar; fakat yine kendime doğrultuyorum o silahı. Bir başkası hiç düşünmeksizin beni namlunun karşısına alabiliyor. Yapmanıza izin vermeyeceğim artık ve karşılığında kılınıza bile zarar vermeyeceğim. Tüm absürtlükler ağzımızı açtığımızda, hareket etmeye başladığımızda, enerjiyle dolu olduğumuzda başlıyor. Ah sarf ettiğimiz o kelimelerin birini bile düşünsek ağzımızı açacak kadar cesur bir harekette bulunabilir miydik acaba! Var oluşumuza kast ediyoruz kelimelerle. Konuşmamız gerektiğini sandığımız her yerde durup bir düşünmemiz lazım, fuzuli mi bu cevaplar? Nereye gidiyor anlatmak istediklerim, kurtulmak için mi anlatıyorum? Ne fark edecek? Tüm o dikkatli sandığınız kulaklar aslında bir çöp öğütücüsü, paramparça oluyor sesiniz, kelimeler etrafa saçılıyor anlamlarından büsbütün sıyrılarak. Geri de alamıyorsunuz ki seslerinizi! Geriye almak istediğim kelimelerim var, komik ciddiyetiyle yaşayan tarafımın da söylemek istedikleri o kadar fazla ki; korkunç.

Felsefe için dünyayla arama mesafe koymam gerekiyormuş Badiou’a göre, fakat ben hepten kopup gitmek istiyorum kelimelerin cinayet aracı olarak kullanılmadığı bir yere; insanların birbirini her gün öldürmedikleri, sahnelere yahut rollere ihtiyacın olmadığı bir yere kopup gitmek istiyorum. İntikam için takatim kalmadı bu dünyada. Her ne kadar geçmişimle, hatalarımla  barışık olsam da, hatırladığım kadarıyla barışığım sanırsam. İşin tuhafı kendime unutmayı telkin etmemiş olmam, aklımın uçurumlarından düşüp ölüp gidiyorlar; unutmayı hiçbir zaman istemedim aslında. Cioran ne demiş: “Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.” Unutmak bir nimet ve bir lanet aynı zamanda. Güzellik sayılabilecek şeyleri bile unutan biriyim, her gün yeniden başlat butonuyla uyanıyorum; buton kimin kontrolünde bilmiyorum bile. Takılıp düştüğüm insanları da unutuyorum günden güne, önümü görebiliyorum artık; takıldığım yerlere yollar yapıp kaldırımlar kurdum. İncindiğim yerlerden gülüyorum, büyümemiş olan çocuk tarafıma denk gelmiş deyip geçiyorum artık. Arkamda bıraktığım için ya da onun beni terk edip yalnız bıraktığı için kızdığım tek bir şey var artık: çocukluğum. Bundan vazgeçelim şimdi, kaktüs demiştim; aylardır su içmeden, gübre istemeden yaşayıp gidiyor. Bir kere bile sızlanmadı, öfkelenmedi bana karşı; açmamazlık etmedi, en beklemediğim yerlerden baş verdi. Başına buyruk, bağımsız şekilde yaşayıp gidiyor. İmreniyorum, şimdi de bir kaktüs olmak istiyorum. Dikenlerimi göstermek zorunda kalmayayım, görsünler istiyorum ben. Dikenlerin ötesini göremesinler, merakları da kül olup gitsin.

Bir cevap yazın