Hikayenin Kıçkişisi

Serin bir yaz gecesi, rüzgar saçlarınızla dans ediyor; yanaklarınızı öpüyor hafifçe ve uzunca bir zaman sonra ayaklarınızın yerde olduğunuzu hissediyorsunuz. Kahvenizin dumanı ısıtıyor içinizi, sadece siz ve bir bardak kahveniz duruyor öylece. Yorgunluğunuzun bir önemi yok, yalnızlığınız telafi ediyor tüm ağrılarınızı. Bu resimde bir kahve bardağı olmak beni mutlu ederdi, eski yaşamına geri dönmek zorunda olmayan biri o. Kendi varlığından bile bu denli ürken birinin, başkası ile bir olma olasılığı var mıdır sizce? Sessizliğiyle övünen birinin konuşmalarla işi nedir ki, bir de dilini anlayacak kimse olmadığını bildiğindendir o sessizlik. Aşk da uçup gidiyor, diğer tüm duygular da göz açıp kapayıncaya kadar. Tecrübe deyip duruyoruz, sürekli yanılıp duruyoruz esasen. Duygularımız bizle beraber çekiştirip durduğumuz prangalarımız bir nevi, tuğlalarını sağ elimizle teker teker taşıdığımız bir evi sol elimizin tek bir dokunuşuyla darmadağın etmesidir bu duygu işi. Süregelen bir duygu yoktur bence, hepsi birbirini bitirmeye programlı. Her şey gelip geçici olduğu bir yerde duyguların da akıbetinin farklı olmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Bundan dolayı bağlanmamak lazım hiçbir şeye, nesneye, duyguya yahut bir hisse. Yaşanmasını engelleyin diyemiyorum size, insanız neticede bir dokunuşu, bir telaşı yaşama isteği doğuştan geliyor. Güzel bir öyküye başkahraman olmayı hepimiz içten içe komik bir biçimde istiyoruz; nedense kendi öykülerimizde hiç de öyle olmuyor. Kendimize yaşatamıyoruz o hikayeleri ya da yaşatamayacağımızı düşünüyoruz. İkincil kişilere ihtiyacımız olduğunu düşünmemiz de bu sebepten. Biz yarattığımız hikayelerde hep kıçkişi oluyoruz -Duygu Asena tabiriyle-, inanılmaz geliyor herhalde kendi ellerimizden güzellik çıkması. Hep başkalarından bekliyoruz çiçeği böceği, kendimizden beklediğimiz böcekler genellikle gelip bizi bir yerlerimizden ısırıyor. Bu kodla devam edeceksek hep bir insanın esiri olacağız, güzellikleri onlara bağlayacağız. Hasretle bekleyeceğiz gülleri, hasat zamanına gün sayacağız. İnsanlar değişecek fakat istekler hep aynı kalacak, ne zaman ki akıllara yahu ben neyin peşindeyim, ne istiyorum inatla kendime veremeyeceğimi düşündüğüm soruları gelecek, işte tam o zaman çözülemeyecek olanı çözmeye yaklaşmış olacaksınız. İnsanlar değişedursun, başınıza gelecek olan her şey gelsin, gidecek olan da varsa gitsin. Hissettiğiniz hiçbir şey sizin yanınızda durmayacak, bunun bilincinde olduğunuz sürece kim üzebilir ki sizi? Kıçkişi olmayı seçmeyin, tüm kurgularınızda başkişi olun; dönüm dönüm gül bahçeleriniz olsun diyorum size. Güle de doyun kokusuna da, nereye giderseniz gidin yanınızda götüreceğiniz çiçekler ve güzellikler bunlar. Gelen gidene bağlı değil anlayacağınız, sizden başka da kimse yakıp yıkamaz o bahçeleri. Kendinize döndükçe, onu sevdikçe doyacaksınız tüm sevgilere. Okuduklarınızla, gördüklerinizle, pişirdiklerinizle, ektiklerinizle ummadığınız yerlerden güller açacaksınız. Yahu bugüne kadar ne yaptıysanız, neye imza attıysanız sizin eseriniz! Bir başkasına bunları borçlu olmak ne kadar korkunç, bilmek bile istemiyorum. Prenses gibi hissetmek, kendimi unutmak, başkasına adamak istemiyorum bütün bunları. Ayaklarımın yerden kestikten sonra aptalca kararlar almama neden olacak tüm hikayeleri reddediyorum, kendi hikayemin kıçkişisi olmayı tercih ederim.

Bir cevap yazın