Kıskanma-mak Üzerine

İnsanı içten içe zehirleyen bir duygu daha biliyorum, kıskançlık. Kendi hayatımızdan ne kadar memnun olursak olalım, zaman zaman kendimizi bir de bu şekilde zehirliyoruz. Yaşanmak istenen hayatlar, imrenilerek bakılan insanlar, saniyesinde şüpheye düşürüyor bizi yıllardır ne emeklerle kurduğumuz kendi mutluluğumuz hakkında. Kızamıyorum da o kadar insani bir duygu ki bu, karşılaştırma yapmak doğamızda var. Kendimi kıskanmayan, hayatının her anından memnun olan bir ideal karakter olarak lanse etmeyeceğim size; neden yalan söyleyeyim? Yazmanın ne anlamı kalırdı? Günlüğüne yaşamadığın şeyleri yazmak gibi bir şey olurdu, karşındakini kandırmak her zaman kolaydır fakat söz konusu olan benim burada! Kendini satırlarının arasında bulmaya çalışan biri. Kıskançlık denilen şeyin panzehrini ancak bu şekilde bulabilirim, üstünü örterek arkaya atarak değil. Tüm çıplaklığımla buradayım. Kendimize verebileceğimiz en güzel hediye öldürücü bir dürüstlük olmalı, şekilden şekle giren yahut da kişiden kişiye değişen bir dürüstlükten bahsetmiyorum. Aynanızın karşısına geçtiğinizde baktığınız kişiyi tanıyın diye buna ihtiyacınız var. Evet kıskancım, evet biraz da kötüyüm, evet bazen de çabucak parlıyorum! Evet en çok da kendime kızgınım. Fakat iyi bir şey değil mi bunları bilmek? İnkar edip mutlu bir hayat yaşayacağıma bilinçli ve hüzünlü bir hayat yaşamayı yeğlerim. Hem kendini bilmeden nasıl törpülersin bütün bunları? Çevren için mi törpüleyeceksin yoksa kendin için mi sen düşün onu da. Kıskançlığımın panzehrini bulmak için ilk önce onu tatmam gerekiyordu, hemen hemen her şey için mesele böyle değil mi zaten? Herkes bir yola koyulmuş gidiyor. Sadece yoldayız, duraklarımız, durmadıklarımız, elimizin tersiyle ittiklerimiz, mıknatıs misali çektiklerimiz var; kötü hallerimiz, iyi olmaya çabalamalarımız, kıskançlıklarımız, mutsuzluklarımız var. Tüm bunların hepsine yolculuk diyoruz, bazılarımızın farkı da rotalarının bilincinde olmamaları sanırım; duygularının üzerine düşünmekten çekinen bir güruh. Kendimle alakalı tüm karanlık sırları öğrenmeye hazırım, korkmuyorum göreceğim şeylerden; görmediğim, sakladıklarım korkuturdu beni. İyileşmek istediğim hatalarım, davranışlarım, sözlerim var benim. Ruhumda aydınlık kalmamış bir yer bırakmayacağım tam da bu yüzden.

Herkes bir yola koyulmuş dedim, gözlerimiz, zihnimiz, dilimiz de bu yola bizimle beraber koyulmalı. Başkalarının yoluna kaymamalı gözümüz, biz onların yolunda değiliz; işte tam da bu yüzden kendinize dair hiçbir şüpheniz olmamalı, bu yüzden kendinize dair her gizi öğrenmelisiniz. Tabağınızdaki size yeter, iştahınız sadece kendi yolculuğunuza olsun başkasınınkine değil. Kendini unutmak ve ona sırtını çevirmek istemiyorsan tüm çıplaklığıyla öğren onu, kusurlarının farkına var, eksiklerini tamamla, karşındakinde ne istemiyorsan o olma. Teşekkür et hep, tamam tabağının bir kısmından hoşlanmıyor olabilirsin ama bir başkasının onlara sahip olması seni rahatsız da etmesin, onun yerine çabala, doldur istediğin boşluğu. Aslında insan boşalttıklarını paylaşınca tam hissedebilir kendini. Rahatlamış hissederiz bir nebze de olsa, aksine hiçbir şeyi paylaşmayıp gereksiz zenginliğimizin ortasında kalakalıyoruz. Kendi sefilliğimizin farkında olmadığımızdan mıdır acaba başkalarının sefilliğini göremememiz? Dünyevi isteklerimizin sefilliğinden bahsediyorum. Bütün bu isteklerden kurtulmadığımız sürece yoldaşlarımız sadece özentilik, kıskançlık ve mutsuzluk olacak. Arzularımıza boyun eğmeyi ne zaman bırakırsak o zaman gerçekliğimiz başlayacak bir bakıma. Kim bilir belki de kurtuluş stoacı düşünmekten geçiyordur.

Bir cevap yazın